Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği ve Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Eş Başkanlığını yürüttüğü UCLG-MEWA’nın 3 dilde yayınlanan dergisine röportaj verdi.
Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı’nın (UCLG-MEWA) kurumsal yayını olan MEWA Agora Dergisi’nin 52. sayısı yayınlandı.
Teşkilatın resmi dilleri olan Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere 3 farklı dilde yayın yapan dergide UCLG-MEWA (Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı) Eş Başkanlığı görevini de yürüten Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği ve Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar ile yapılan bir röportaja yer verildi.


Özçınar’ın röportajının tamamı şöyle:
- Yıllardır hem Güzelyurt Belediye Başkanlığı hem de Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği Başkanlığı görevlerini yürütüyorsunuz. Bize kısaca yerel yönetimlerdeki bu yolculuğunuzdan ve bugünkü temel liderlik vizyonunuzdan bahseder misiniz?
Yerel yönetim anlayışımın temelinde, belediyeciliği yalnızca altyapı ve rutin hizmetlerden ibaret görmeyen; insan odaklı, katılımcı, şeffaf, sürdürülebilir ve geleceğe hazırlanan bir yönetim anlayışı bulunmaktadır.
Güzelyurt Belediye Başkanlığı görevim boyunca temel hedefimiz, kentimizin yaşam kalitesini yükseltirken aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel potansiyelini geliştirmek olmuştur. Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği Başkanlığı ise bu anlayışı yerel ölçekte daha geniş bir platforma taşıma sorumluluğu vermektedir.
Bugün liderlik vizyonumu üç temel kavramla özetleyebilirim: güçlü yerel yönetim, güçlü kent ve güçlü toplum. Çünkü kentlerin geleceğini şekillendirecek olan, yalnızca merkezi politikalar değil; yerelde üretilen akıl, deneyim ve ortak çözümlerdir.
- Küresel krizlerin çözümünde yerel yönetimlerin rolü her geçen gün artıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki belediyelerin, MEWA bölgesindeki küresel politika süreçlerine dahil olması neden kritik önem taşıyor?
İklim değişikliği, su yönetimi, göç, afetler, enerji, gıda güvenliği ve dijital dönüşüm gibi konular artık yalnızca ulusal politikaların konusu değildir. Bu sorunların vatandaşın hayatına dokunduğu yer kentlerdir.
Bu nedenle yerel yönetimlerin uluslararası politika süreçlerinde söz sahibi olması büyük önem taşıyor. KKTC’deki belediyelerin MEWA bölgesindeki platformlarda yer alması, yalnızca kendi deneyimlerimizi paylaşmamıza değil, aynı zamanda farklı kentlerin başarılı uygulamalarından yararlanmamıza olanak sağlıyor.
Biz yerel yönetimler olarak siyasetin ötesinde, insanların günlük yaşamına dokunan ortak sorunlar üzerinden iş birliği geliştirebiliriz. Su, çevre, iklim, atık yönetimi, akıllı şehir uygulamaları ve afetlere hazırlık gibi alanlarda kentler arasında kurulacak iş birliklerinin çok değerli olduğuna inanıyorum.
- Çok taraflılık kavramı yeniden şekillenirken, Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği bu dönüşümün neresinde duruyor? Bölgesel iş birliklerinde üstlendiğiniz rolü nasıl tanımlarsınız?
Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği olarak kendimizi, yerel yönetimler arasında bilgi, deneyim ve dayanışma köprüleri kuran bir platform olarak görüyoruz. Günümüzde çok taraflılık yalnızca devletler arasındaki ilişkiler üzerinden değerlendirilmemeli. Kentler, belediyeler ve yerel yönetim ağları da küresel çözüm mekanizmalarının önemli aktörleri haline geliyor.
Bizim yaklaşımımız; farklılıklarımızı koruyarak ortak sorunlarımız üzerinde birlikte çalışabilmektir. Bu nedenle bölgesel ve uluslararası belediye ağlarında aktif şekilde yer almayı, Kıbrıs Türk yerel yönetimlerinin kapasitesini geliştirmek açısından önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz.
- “Kent Diplomasisi” kentsel sınırları aşarak küresel düzeyde diyalog kurmayı sağlıyor. Doğu Akdeniz’in jeopolitik yapısı göz önüne alındığında, KKTC belediyelerinin kurduğu şehir diplomasisi ağları hangi fırsatları ve zorlukları beraberinde getiriyor?
Doğu Akdeniz, tarihsel, kültürel ve jeopolitik açıdan son derece önemli ve hassas bir bölge. Böyle bir coğrafyada kent diplomasisi, farklı toplumlar arasında iletişim ve iş birliği kanallarının açık tutulması açısından önemli bir fırsattır. Belediyeler olarak ortak sorunlarımız üzerinden iletişim kurabiliriz. Çevre, iklim değişikliği, kültürel mirasın korunması, afet yönetimi, gençlik, kadınların yerel yönetime katılımı ve sürdürülebilir şehircilik gibi alanlar bunun için güçlü zeminlerdir.
Elbette bazı siyasi ve yapısal zorlukların bulunduğunun farkındayız. Ancak bizim görevimiz, farklılıkların ötesinde kentlerin ve insanların ortak ihtiyaçlarına odaklanarak diyalog ve iş birliği alanlarını genişletmektir.
- UCLG-MEWA gibi uluslararası platformlardaki aktif varlığınız, Kıbrıs Türk belediyelerine somut projeler veya bilgi paylaşımı anlamında nasıl geri dönüyor?
Uluslararası platformlarda bulunmayı bir temsil görevinin ötesinde, öğrenme ve deneyim paylaşımı fırsatı olarak değerlendiriyoruz.
Farklı ülkelerden belediyelerin uyguladığı başarılı modelleri incelemek; sürdürülebilir şehircilik, atık yönetimi, dijital belediyecilik, iklim politikaları ve afet yönetimi gibi alanlarda kendi kapasitemizi geliştirmemize katkı sağlıyor.
Aynı şekilde Kıbrıs Türk belediyelerinin deneyimlerini de uluslararası platformlarda paylaşarak karşılıklı öğrenme sürecinin bir parçası oluyoruz.
Bizim için uluslararası ilişkilerin en önemli çıktısı, kentlerimize ve vatandaşlarımıza dokunan somut faydaya dönüşmesidir.
- Güçlü bir şehir diplomasisi yürütmenin yolu, güçlü yerel yönetimlerden geçiyor. KKTC’de uygulanan yerelleşme ve belediye reformları, kentlerin küresel ölçekte hareket edebilme kapasitesini nasıl etkiliyor?
Güçlü bir yerel yönetim için öncelikle yeterli mali kaynak, açık ve net yetki paylaşımı, nitelikli insan kaynağı ve kurumsal kapasite gereklidir.
Belediye reformlarının temel hedeflerinden biri de bu kapasiteyi güçlendirmek olmalıdır. Belediyelerin sorumlulukları arttıkça, karar alma ve kaynak kullanma kapasitelerinin de aynı oranda güçlendirilmesi gerekir.
Yerelleşme yalnızca görevlerin merkezi yönetimden belediyelere aktarılması değildir. Aynı zamanda belediyelerin kendi kentlerinin ihtiyaçlarına uygun politikaları geliştirebilmesi ve uygulayabilmesi anlamına gelir.
Kendi ayakları üzerinde durabilen, mali ve kurumsal açıdan güçlü belediyeler, uluslararası alanda da çok daha etkin temsil ve iş birliği kapasitesine sahip olacaktır.
- Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımında, “küresel politikalara etki edebilen yerel güç” vizyonunu yakalamak adına atılması gereken en acil adımlar nelerdir?
Öncelikle görev, yetki ve sorumlulukların net biçimde belirlenmesi gerektiğine inanıyorum. Bir belediyeye sorumluluk veriliyorsa, o sorumluluğu yerine getirebilmesi için gerekli mali ve idari araçlar da sağlanmalıdır.
İkinci olarak, belediyelerin karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olması gerekiyor. Yerel yönetimler kentin ihtiyaçlarını en yakından bilen kurumlardır.
Üçüncü olarak ise belediyelerin insan kaynağı, dijital altyapısı ve proje geliştirme kapasitesi güçlendirilmelidir.
Bütün bunların üzerinde ise merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında çatışmaya değil, ortak akla ve iş birliğine dayalı bir yönetişim kültürü oluşturulması gerektiğine inanıyorum.
- “Şeffaf belediyecilik” kavramı artık sadece bütçe paylaşımı değil; karar alma süreçlerine halkın katılımı anlamına geliyor. KKTC belediyelerinde katılımı ve şeffaflığı artırmak için ne tür yönetişim modelleri uygulanıyor?
Şeffaflık bizim için yalnızca gelir ve giderlerin açıklanması değildir. Vatandaşın, belediyenin neden belirli bir karar aldığını ve bu kararın kendi yaşamını nasıl etkileyeceğini anlayabilmesi de şeffaflığın bir parçasıdır.
Bu nedenle vatandaşla doğrudan iletişim kanallarının güçlendirilmesi, toplantı ve istişare mekanizmalarının geliştirilmesi, dijital iletişim araçlarının etkin kullanılması ve belediye hizmetleri hakkında düzenli bilgi paylaşılması önemlidir.
Katılımcı belediyecilikte temel yaklaşımımız şu olmalıdır: Vatandaş yalnızca hizmet alan değil, kentin geleceğinin şekillenmesine katkı sunan bir paydaş olmalıdır.
- Dijitalleşme, açık veri ve iklim kriziyle mücadele gibi küresel konular en çok yerel düzeyde hissediliyor. MEWA kentlerinin bu ortak krizlerle mücadelede ortak bir strateji geliştirmesi mümkün mü?
Kesinlikle mümkün ve hatta gerekli olduğunu düşünüyorum.
MEWA bölgesindeki kentler farklı coğrafyalarda ve farklı yönetim sistemlerinde bulunuyor olabilir; ancak karşı karşıya oldukları sorunların önemli bir bölümü ortak. Su kaynaklarının korunması, sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel, atık yönetimi, enerji verimliliği ve dijital dönüşüm bunların başında geliyor.
Kentler arasında veri ve bilgi paylaşımının artırılması, ortak projeler geliştirilmesi, iyi uygulamaların paylaşılması ve ortak eğitim programları düzenlenmesi önemli sonuçlar doğurabilir.
Özellikle gençlerin ve üniversitelerin bu süreçlere dahil edilmesiyle MEWA bölgesinde bir yerel inovasyon ve dayanıklılık ağı oluşturulabileceğine inanıyorum.
- Son olarak, Kıbrıs Türk belediyeciliğinin geleceğini düşündüğünüzde; 10 yıl sonra küresel aktörlerle aynı masada oturan, kendi kendine yeten ve dirençli kentler yaratma vizyonunuzun en temel yapı taşı nedir?
Bunun temel yapı taşının insana yatırım ve güçlü kurumlar olduğuna inanıyorum. Teknoloji değişebilir, şehirlerin ihtiyaçları değişebilir, küresel koşullar değişebilir. Ancak iyi yetişmiş insan kaynağına, güçlü kurumlara, şeffaf yönetime ve katılımcı bir toplum anlayışına sahip olduğunuz sürece değişime uyum sağlayabilirsiniz. Güzelyurt için de Kıbrıs Türk belediyeciliği için de hedefimiz yalnızca bugünün sorunlarını çözmek değil, geleceğin kentlerini bugünden hazırlamaktır. On yıl sonra daha dirençli, daha yeşil, daha dijital ve daha katılımcı kentler görmek istiyoruz. Kıbrıs Türk belediyelerinin uluslararası platformlarda daha güçlü şekilde temsil edildiği, bilgi ve deneyim paylaşımının arttığı ve kentlerimizin küresel çözüm ağlarının aktif parçası olduğu bir gelecek hedefliyoruz.
Benim için “geleceği yönetmek”, geleceği beklemek değil; bugünden doğru kararları alarak o geleceği birlikte inşa etmektir.